BEN KIYAMAM SEN DÖV!

Olanı mı yazsam yoksa yorum mu katsam, bilemedim.  Şaşkınlığımı ise hiç gizleyemedim.
İki kız kardeş; ikisi de 12. sınıf, biri sayısal biri eşit ağırlık. Biri çalışkan biri diğerine göre daha yavaş. Tembel ya da başka bir etiketleme yapmamaya dikkat etmek gerekiyor, çünkü desteklendiğinde başaran bir öğrenci. Büyük olanın kendine güveni biraz zayıf, çünkü arkadan gelen iki yaş küçük kardeş ona yetişmiş, hatta geçmiş bile. Küçüğü okula bir yaş erken başlamış; hazırlığı da atlayınca ablasıyla aynı zamanda liseyi bitirecek.
İkisi de hırsla çalışıyor. Öğrencilerde sorun yok, demeyeceğim: küçük olan okulda sosyal anlamda dışlanmışlık yaşıyor. Çalışkan ve kendinden büyük olan sınıf arkadaşlarının onu kıskandığını görebiliyor ve onların yarattığı rekabet ortamında yer almak istemiyor. Ancak rekabete katılmazsa da arkadaşsız kalacağını düşünüyor. Ayrıca çok da güzel bir kız. Rekabet sadece akademik anlamda değil ergenliğin, genç kızlığın getirdiği her alanda.
Büyük olanda ise rekabet kardeşle: her cümlesine “kardeşim şu konuda daha iyi.” “O yapabilir ancak ben yapamam” diyerek başlıyor. Konuşurken yüzünüze bakmıyor. Kendine güvenmiyor. Annesi olmazsa kendine bir tost yapıp yiyemiyor. Anneyi bekliyor ve ondan kendisine bir şey hazırlamasını istiyor. Eğer anne gelemeyecekse pizza-hamburger gibi yemekler alıyor.
Kızlara neredeyse her dersten özel öğretmen geliyor. Öğretmenlerin nerede, ne zaman, hangi saatte ders yapacağını başka bir öğretmen planlıyor. Kızlar okul ve özel öğretmenler arasında bir koşuşturmaca yaşıyor. Tüm bunları gelecek yıl girecekleri üniversite sınavına hazırlanmak için.
11. sınıf öğrencisi, biri 17 diğeri 15 yaşında iki genç kız kendi hayatları hakkında hiçbir kararı kendileri vermiyor. Kararlar onlar adına hep başkaları tarafından veriliyor.
Tam da kendi kimliklerini bulmaya çalıştıkları bu dönemde böylesine birey olma özelliklerinden uzakta yaşayan bu iki genç kızı parlak bir gelecek bekliyor, diyebilir miyiz, doğrusu bilemiyorum.
Ama bildiğim bir şey var: her yerde, bütün uzmanlar, çocuklarınızın kendilerine güvenmeleri için onlara sorumluluk verin, onları destekleyin, kendi yeteneklerini keşfetmelerine fırsat tanıyın, doğru ya da yanlış kararlar alarak öğrenmelerini sağlayın, diye bas bas bağırırken, nasıl olur da anne-babaların en ihmal ettikleri konular tam da en desteklemeleri gereken konular olup çıkar? Çocuklarına kıyamadıkları için mi?
Anne-babaların çocukken, gençken kıyamadıklarının canlarına yetişkinken sistem kıyacak. Babanın kızlar küçükken  “siz hiçbir şey yapmayın, birazdan anneniz gelir yapar” diye beslediği beyinler, küçük kızlar gençliğe geçtiğinde, nasıl bazı şeyleri kendilerinin yapması gerektiğini düşünür? Baba öylesine kıyamıyor mu kızlarına onlara kızdığında anneyi çağırıp “ Ben kıyamam, sen döv” diyebiliyor. Annenin şaşkınlığı ise “Ben kızgın değilim ki nasıl döveyim”
Aradan birkaç yıl geçtiğinde kimin canı yanacak. Babanın mı? Anneni mi? Kızların mı? Ne dersiniz?
Bence hepsinin canı yanacak. Anne her şeye kendi koşturduğu için yorgunluktan, baba kızlarına kıyamadığı için pişmanlıktan, kızlar ise hayata hazırlanamadıkları için tecrübesizlikten.
Çocuklarımızı yetiştirirken önce kimi düşünmeliyiz? Anne-baba olarak bana öğretilen tüm sorumlulukları mı yerine getirmeyi düşünmeliyim, yoksa çocuklarımı hayata en iyi şekilde hazırlamak için mi çaba sarf etmeliyim? Tüm sorumluluklarımı yerine getirmek onları hayata hazırlamam için çabalamam mı demek?