SESSİZ MÜFREDAT VE MİKROAGRESYON: OKULLARIMIZDA GÖRÜNMEYENİ FARK ETMEK
Okullarda çocuklara sadece matematik, Türkçe veya fen öğretildiğini düşünmediğinize eminim. Aslında her okulun, ders kitaplarında ya da yıllık planlarda yazmayan, ama duvarlarına, koridorlarına ve öğretmenler odasına sinmiş bir “sessiz müfredatı” vardır. Sessiz müfredat; çocukların ve öğretmenlerin okulda açıkça söylenmeden öğrendikleri şeylerdir: Kimin sözü daha kıymetlidir, kim konuşurken dinlenir, kim hata yaptığında hoş görülür? Bazen en güçlü ders, hiç söylenmeyen derstir.
Bu sessiz müfredatın en önemli parçalarından biri, gündelik hayatımızın tam ortasında duran ancak adını çoğu zaman koyamadığımız bir kavramdır: Mikroagresyon.
Mikroagresyon; bir kişiye kimliği, yaşı, cinsiyeti, statüsü veya fiziksel özellikleri üzerinden verilen, küçümseyici ya da yok sayıcı gündelik mesajlardır. Örneğin; genç bir öğretmenin fikrine gülünüp geçilirken, aynı fikrin kıdemli bir öğretmenden geldiğinde takdir edilmesi tam bir mikroagresyon örneğidir. Bu tür olaylarda kimse kimseye bağırmaz veya açık bir hakaret etmez; ancak ortada bir kişinin sesinin ve değerinin küçültüldüğü bir “bir şey oldu ama ne oldu?” anı yaşanır.
NİYET VE ETKİ ARASINDAKİ UÇURUM Çoğu insan “Ben kötü niyetli değilim” veya “Ben ayrımcı değilim” diyerek savunmaya geçebilir. Ancak mikroagresyonda mesele niyetimizden ziyade, yarattığımız etkidir. Bir öğrencinin şivesine “Ne tatlı konuşuyorsun” diye güldüğümüzde niyetimiz sıcaklık kurmak olabilir, ancak o öğrenci bir daha sınıfta konuşmak istemeyebilir. Bu nedenle kendimize sormamız gereken en dönüştürücü soru “Ben bunu hangi niyetle söyledim?” değil, “Bu söz karşı tarafta nasıl bir etki bıraktı?” olmalıdır.
GÖRÜNMEZ KAĞIT KESİKLERİ Mikroagresyonun “mikro” olması, etkisinin küçük olduğu anlamına gelmez. Durumu tek bir kağıt kesiği gibi düşünebilirsiniz; bir kesik sizi yıkmaz ama her gün aynı yere bir kesik daha alırsanız, zamanla sadece o cümleyi değil, kendinizi de ağır bir şekilde taşımaya başlarsınız. Olay anından ziyade olaydan sonra başlayan “Ben fazla mı hassasım?”, “Söylesem büyütmüş mü olurum?” gibi iç konuşmalar, bu durumun görünmeyen gerçek ağırlığıdır.
Peki, adını koyduğumuz ve farkına vardığımız bu görünmez yükleri okul ikliminde nasıl dönüştürebiliriz? Mikroagresyon sarmalından empati ve “mikro nezaket” ile nasıl çıkabileceğimizi, bu yazı dizimizin ikinci bölümünde ele alacağız.
Mikroagresyondan Mikro Nezakete: Okul İklimini Empatiyle Dönüştürmek
“sessiz müfredat” iyi niyetli görünse bile derin yaralar açabilen mikroagresyonları nasıl değiştireceğiz?
Öncelikle mikroagresyonun okulun hiyerarşik yapısı içinde yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya ve yatay olarak her yönde dolaşan bir zincir olduğunu kabul etmeliyiz. Bir cümle müdürden öğretmene, öğretmenden öğrenciye merdiven iner gibi inebilir ve en sonunda en az gücü olanın omzunda kalır. Hiyerarşide güç mesafesi arttıkça incinen kişinin tepki verme ihtimali azalır. Bu yüzden unutulmamalıdır ki; güç sahibi olmak, daha yüksek sesle konuşma hakkı değil; daha dikkatli dinleme sorumluluğudur.
SESSİZLİK DE BİR MÜFREDATTIR Mikroagresyon sadece yapan ile maruz kalan arasında gerçekleşmez; tanıklar da bu olayın çok önemli bir parçasıdır. Bir sınıfta bir öğrencinin aksanıyla dalga geçildiğinde öğretmenin sessiz kalması, sınıfa “Bu kabul edilebilir” mesajını verir. Çocuklar yetişkinlerin kelimelerini değil, aralarındaki ilişkiyi ve neye müdahale edip neye etmediklerini öğrenirler. Bugünün en önemli kurallarından biri şudur: Sessizlik de müfredattır.
ÇÖZÜM: EMPATİ VE MİKRO NEZAKET Bu döngüyü kırmanın yolu mükemmel olmaktan değil, farkında olmaktan geçer. Eğer mikroagresyon küçük kesikler açıyorsa, “mikro nezaket” de küçük onarımlar yapabilir. Bir öğrencinin adını doğru telaffuz etmek için çabalamak, toplantıda sessiz kalana alan açmak veya “abartıyorsun” demek yerine “bunu böyle duymana ne sebep oldu?” diye sormak çok güçlü mikro nezaket adımlarıdır.
Empati ise sadece “Ben olsam ne hissederdim?” demek değildir. Çünkü karşımızdakinin geçmişi, kimliği ve yaraları bizimkinden farklıdır. Gerçek empati, “Bu kişi bunu hangi deneyimlerin içinden duyuyor olabilir?” sorusunu sorarak, onun yerinin bizimkinden farklı olduğunu kabul etmektir. İnsanları kategoriler (gençler, şu kuşak, veliler) üzerinden genellemek zihni rahatlatıp insanı silerken; empati, insanı geri çağırır.
Değişimi Başlatacak 3 Pratik Soru Yarın okulunuza gittiğinizde şu üç soruyu aklınızda tutun:
- Bu ortamda kimin sesi daha kolay duyuluyor?
- Benim iyi niyetim, karşımdaki kişinin deneyimini siliyor olabilir mi?
- Şu anda sessiz kalırsam, neyi normalleştirmiş olurum?
Eşitlik sadece herkesin aynı sırada oturması değil, herkesin insan olarak aynı özenle görülmesidir. Suçluluk hissini bir kenara bırakıp sorumluluk aldığımızda, okulun sessiz müfredatını empatiyle yeniden yazabiliriz.
Şimdi kendinize şu soruyu sorun: Yarın okulunuza döndüğünüzde, hangi küçük cümleniz birinin kendini daha güvende hissetmesini sağlayabilir? Dönüşüm, tam da o cümleyi kurduğunuz anda başlayacak.
