ERTELE-ME

Yarın bugünden hep bir dün daha ileridedir.
Bitirmeyi düşünmekten başlamaya….
DePaul Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Joseph Ferrari, “Herkes erteleyebilir, ancak herkes erteleyici değildir” diyor. Bu konudaki çağdaş araştırmaların öncülerinden olan Prof. J. Ferrari, insanların yüzde 20’sinin kronik erteleyici olduğunu  ve ertelemenin zaman yönetmekle ilgili olmadığını, kronik erteleme alışkanlığı olan birine “hadi sadece yap” demenin klinik olarak depresyonda olan birine “hadi neşelen” demekten farklı olmadığını söylüyor.
Erteleme bireyin yapma kapasitesine sahip olduğu ve yapmaya önceden karar verdiği herhangi bir işi akılcı bir gerekçeye bağlamadan başka bir zamana bırakmasıdır. Burada iki konuya özellikle dikkat çekmek isterim. Kişinin ertelediği şeyi yapabilme kapasitesinin olduğuna ve önceden bir karar verdiğini. Ertelemek aslında bir seçim yapmaktır. İçinde bulunduğunuz durum, yer, zaman ve değer ilişkisi içinde hangisini önce yapacağınız konusunda bir seçim yapmaktır. Böyle baktığımızda negatif bir anlamı var gibi görünen erteleme, seçim yapma ile eşleştiğinde negatif anlamından uzaklaşıyor.
Erteleme, önceliği daha az olan bir işi önceliği daha fazla olanın önüne koymayı  seçmektir. İster kronik erteleyici olun, ister erteleme eğilimi olan biri olun, isterseniz de arada sırada erteleyen biri olarak neleri erteliyoruz derseniz işte bir liste: Spor yapmayı, sağlıklı beslenmeyi, seyahat etmeyi, doktora gitmeyi, doktor randevusu  almayı, evi toplamayı, ütü yapmayı, çalışma masasının üstünü temizlemeyi, telefonunuzdaki gereksiz isimleri silmeyi, bilgisayarın içini temizlemeyi, uzun zamandır aramadığınız kişiyi aramayı, faturaları ödemeyi, bütçe planı yapmayı, açılmamış zarfları açmayı, ders çalışmayı, ödev yapmayı, kitap okumayı, tasarruf etmeyi, giymediğiniz kıyafetleri ayırmayı, dolapları  düzenlemeyi…
Bunları daha da çoğaltabiliriz. Çoğaltmak yerine gruplarsak şunu görürüz: 1) İş/akademik erteleme,  2)Günlük rutin işleri erteleme, 3) Karar vermeyi erteleme 4) Hem karar vermeyi, hem yapmayı  ertelemek. Peki ertelediklerimizi neden erteliyoruz derseniz, yine araştırmalar bize bunun için altı neden olduğunu gösteriyor. Bunlar mükemmeliyetçilik, hayalperestlik, endişe/kaygı, kriz yaratan, savunmacı ve memnun eden nedenler.
Mükemmeliyetçilik nedeniyle erteleyenler için bir göreve başlamak ya da bitirmek zordur. Çünkü mükemmelden daha az bir şey yapmak istemezler, olacaksa mükemmel olmalıdır. Onlardan en çok duyduğunuz cümle: ”Ama mükemmel değil.”
Hayaperestler için ise bir işi yapmak için ortalık çok sakin olmalı. Önlerinde hiçbir engel olmamalı. Gidip yapmak yerine, “bana gelsin öyle yaparım“ anlayışı vardır. Ayakları yere basan çözümlerden, düşüncelerden rahatız olurlar. Onlardan en çok duyduğunuz cümle: “Ama hiçbir şeyin beni engellemesine izin vermeden bitirmek istiyorum.”
Endişeliler ise hayatta bilinmeyenlerle ilgilidir. “Eğer olursa ne olacak” hakkında endişelenerek yaşarlar. Zorluklarla baş etme konusunda kendi yeteneklerini küçümser, sorunları ise büyütürler. Onlar için rahatlık bölgesini terk etmek çok zordur. Onlardan en çok duyduğunuz cümle: “Ama bir değişiklik yapmaktan korkuyorum .”
Kriz yaratanlar son dakikacıdır. Son dakikada yaptıkları ile kendilerini kahraman ilan ederler. İşler her zaman istedikleri gibi gitmediğinde kriz yaratırlar. Onlardan en çok duyduğunuz cümle: “Ama son dakikaya kadar motive olamıyorum.“
Savunmacılar açıkçası isyankar, pasif agresif veya ikisinin birleşimidirler. Otoriteye meydan okurlar. Bir şeyi zamanında yapmayı dayatmacı olarak görür, bundan hoşlanmazlar. Onlardan en çok duyduğunuz cümle: ”Ama neden bunu yapmak zorundayım.“
Memnun etme eğilimde olanlar ise Önceliklendirme de sorun yaşarlar. İnsanları memnun etme arzusundan dolayı, onlara “hayır” demekte güçlük çekerler. Tükenmişlik sendromu için oldukça iyi adaydırlar. Onlardan en çok duyduğunuz cümle: “Ama yapacak çok işim var.“
Siz hangi türden erteleyicisiniz? Unutmayın yarın hep bir gün daha ileride olacaktır. Yarın değil, BUGÜN. Sonra değil, ŞİMDİ. Bir ara değil, HEMEN.