Çocuklarımızla Nasıl Daha İyi ve Etkili İletişim Kurabiliriz….
Çocuklarımızla konuşurken bazen halının üzerine dökülmüş ve toplanmamış lego parçalarının üzerinde yürüyormuş gibi hissedebiliriz. Daha dün neşeyle konuştuğunuz bir konu bugün 180 derece farklı algılanabilir. Sorularımız havada uçan balon misali kalabilir. Hiçbir şirinliğin işe yaramadığı anlar vardır ya tam da o anlardasınızdır.
Deneyimlerimizin ve bir zamanlar bizimde ergenlik yaşadığımız gerçeğinin rüzgarını arkamıza alarak küçük iletişim değişiklikleri ile farkındalık arttıran ve karşılıklı anlayışı güçlendirerek büyük farklar yaratabiliriz
Buraya kadar “tam da böyle işte” dediyseniz e hadi o zaman bakalım neler varmış sihirli heybemizde…
– Çocuklarımıza bir şey sorarken hiç düşündük mü biz sorularımızı ne için ve kimin için soruyoruz…. Öncelikle dikkatimizi buraya verelim. Gerçekten merak ettiğimiz için mi soruyoruz yoksa sadece sormuş olmak için mi? Çocuklarımıza sorgulanıyormuş gibi hissettiren sorular iletişimi ilerleten değil tüm kapıları kapatan sorulardır. O yüzden küçük bir değişiklik yapmaya ne dersiniz…
“Soruyu” daha doğrusu “soru sorma şeklimizi” değiştirirsek neler olabilir? Örneğin okuldan gelen çocuğumuza; “Okul nasıldı?” diye sorarsanız alabileceğimiz tek bir cevap vardır.
“İyi.”
ve çattt kapı kapandı.
Bu sahne eminim ki her biriniz için çok tanıdık. Bazen sorun çocukların suskunluğu değil, sizin sorunuzun şekli, vurgusu, tonudur. Kısa ve keskin cevaplar almamak için Açık uçlu ve daha meraklı sorular deneyelim:
- “Bugün seni en çok güldüren şey neydi?”
- “Okulda seni en çok yoran an hangisiydi?”
Burada amacımız bilgi almak değil herkesin dahil olduğu sohbet kapısını aralamaktır. Hatta ben kendi deneyimim de aynı soruları kızımın da bana sormasını isterdim. Böylece çocuklarımızla günümüzün anlamlı anlarını paylaşmış oluyoruz. Bir nevi “Z raporu” almak gibi. Ne dersiniz… çocuklarınız ve sizin için denemeye değer değil mi…
– Konuşmak için doğru anı yakalamak sadece biz yetişkinlere verilmiş bir hak olmamalı. Çocuklarımızın da “doğru an”larını yakalamak onlar içinde rahatlatıcı olacaktır.
Ergen çocuklarımız göz göze, karşılıklı sorgu ortamında değil de yan yana, rahat anlarda konuşmaktan keyif alırlar. Örneğin; Arabada, yürüyüşte ya da birlikte bir şeyler yaparken
Hatırlayın bu anlar, ait olma duygularının yüksek olduğu anlardır.
– Biz yetişkinler “her şeyi biliyoruz kuponu” cebimizde dolaştığımızdan çocuklarımızla konuşurken o kuponları hunharca kullanırız. “Aa o öyle değil” ya da “Yanlış söylüyorsun bunun doğrusu…” diye hemen düzeltmeye çalışırız. Refleks olarak (çünkü bize öyle yapıldı) öğüt vermeye, düzeltmeye veya çözüm sunmaya başlarız.
Oysa çoğu zaman çocuklarımız “Anlaşıldığımı hissedeyim.” birincil ihtiyacı ile bizimle konuşurlar. Dinlemeye çalıştığımızda ise birinci ihtiyaç olan “anlaşılmak” giderilmiş olur. “Bunu yaşaman gerçekten zor olmalı” veya “Buna sinirlenmen çok normal.” gibi son derece sade ifadeler iletişiminizi güçlendirebilir. Çözüm sonra da gelir…
Korkmayın “Biliyorum” kuponunuzu da kullanacağınız günler olacaktır J
– Hiçbirimiz “mükemmel” değiliz. Siz kendiniz gibi davrandığınızda ebeveynliğinizden bir şey kaybetmezsiniz “Ben senin yaşındayken”, Bizim zamanımızda” diye başlayan cümleler özellikle gençlerin konuya dahil olmalarını zorlaştırmaktan öte direkt aranıza duvarlar örebilir. Bunun yerine “Ben de senin yaşındayken benzer bir şey yaşamıştım.” veya “O zamanlar ben de ne yapacağımı bilemezdim.” diyerek deneyimlerinizden öğrenmesi için fırsatlar yaratın.
Unutmayın kusurlu hikayeler de bağ kurar.
– Çocuğunuzun sessiz kaldığı anların zaman zaman sizi endişendirdiğini anlayabiliyorum. Çocuklarımızın da bizler gibi sessiz kalma haklarını kullandığı anlar olacaktır ve olmalıdır da . Buna saygısızlık ya da kopukluk gibi anlamlar yüklemeyin. Bazen “Şu an konuşmak istemiyorsan sorun değil, ben buradayım.” demeniz bile aranızdaki sessiz iletişimi güçlendirecektir.
Unutmayın güven empati ile başlar.
– Ebeveynlikte sıkça düşülen tuzaklardan birisi de çocuklarımızın davranış ve söylemlerine karşı kesin hükümlü olmaktır. Oysa ki “Bunu nasıl yaparsın?” yerine “Bunu yapmana ne sebep oldu?” yaklaşımında olmanız bulunduğunuz durumun etkisini pozitife çevirebilir. Yani kesin hükümle yargılamak yerine merakınızı kullanın.
Unutmayın, merak kapı açar, yargı ise kapatır.
– “Tamam anne/baba en doğrusunu sen biliyorsun” sıkça duyuyorsunuz bunu değil mi. Çocuklarla konuşmalarımızda bazen farkında olarak ya da olmayarak ders vermek gibi görev üstleniyoruz. Bazen sadece aynı diziyi izlemek, aynı şarkıyı dinlemek, aynı şeye gülmekte iletişim içerisinde olmaktır.
Unutmayın bağ kurabiliyorsak söz de peşinden gelir.
– Buraya kadar anlattıklarım sanmayın ki sihirli bir değnek etkisi yaratacaktır. İletişim hem çift taraflı yürüyen bir süreç hem de uzun bir maratondur. Bugün çocuğunuz sizinle henüz istediğiniz seviyede konuşmuyor olabilir ama bunun yarını da var.
Burada sihirli kelimelerimiz ise “Sabır” ve “Anlayış”. Konuşmak istediklerinde yanlarında olacağınızı biliyorlarsa doğru yoldasınız demektir.
Küçük not;
Değiştirmeye değil, ulaşmaya çalışın. Bazen bizim yapacağımız küçük değişiklikler büyük güven köprüleri kurar.
Yeşim Erdoğan
