DEHB koçluğunda yeni bir adım: Neden DopaLive gibi bir yapıya ihtiyaç duyduk?
Yıllardır DEHB alanında çalışıyorum. Çocuklarla, gençlerle, yetişkinlerle, ebeveynlerle ve eğitimcilerle çok farklı yolculuklarda yan yana oldum. Bu alanda geçen yıllar bana hep aynı şeyi gösterdi: DEHB yaşayan bireylerin ihtiyacı yalnızca bilgi değil. İhtiyaç, anlaşılmak, doğru yerden desteklenmek ve kendi işleyişine uygun sistem kurabilmek.
Çünkü mesele çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar basit değil. Birçok insan ne yapması gerektiğini biliyor. Hatta çoğu zaman potansiyelinin de gayet farkında. Ama başlayamıyor, sürdüremiyor, zamanla ilişkisini kuramıyor, duygusal yük altında dağılıyor ve en sonunda kendini suçlamaya başlıyor. En büyük yorgunluk da çoğu zaman burada birikiyor.
Benim bu alandaki yaklaşımım yıllardır aynı: kişiyi düzeltmeye çalışmak yerine, onun nasıl işlediğini anlamak ve buna uygun destek kurmak. Çünkü nöroçeşitlilik alanında gerçek dönüşüm, yargıdan değil farkındalıktan başlıyor.
Bir süre önce bana Boğaziçi ve İTÜ geçmişi olan genç bir girişimci ulaştı: Alperen Demirdöğer (Namı değer Nova Sapiens @novasapiens).
İlk dikkatimi çeken; konuya dışarıdan bakmaması taa en içten en derinden bakıyor olmasıydı. Üstten konuşmuyor konuyu sahipleniyordu. Dışarıdan bakıldığında güçlü kariyer adımları atmış, büyük markalarda çalışmış, yüksek tempolu işlerin içinden geçmiş, üretken ve parlak bir genç vardı karşımda. Ama bu görünür başarının altında yıllardır taşıdığı başka bir gerçekliği de saklamıyor açıkça söylüyordu. Kendini, dikkatini, motivasyonunu, duygusal dalgalanmalarını, başlayamama ve sürdürememe döngülerini anlamaya çalışan uzun bir arayışı yolculuğu olduğu belliydi. Çok sayıda uzmanla görüşmüş, çözüm aramış, kendi zihnini anlamak için ciddi bir emek vermişti. Beni etkileyen şey tam da buydu. Burada yalnızca bir girişim fikri değil, yaşanmışlığın içinden gelen gerçek bir ihtiyaç vardı.
Alperen’le konuşmalarımız ilerledikçe şunu daha net gördüm: onun derdi yalnızca kendi hikâyesini anlatmak değildi. O hikâyeden doğan ihtiyacı başkaları için daha işe yarar bir yapıya dönüştürmek istiyordu. Yani mesele bir “marka kurmak” değildi. Mesele, yıllardır yanlış anlaşılan, kendini suçlayan, potansiyeline rağmen zorlanan insanlar için daha yaşayan, daha işlevsel ve daha erişilebilir bir destek alanı kurmaktı.
İite bu destek alanın adı “DopaLive”, en içten gelen ihtiyaçtan, arayıştan doğan bir çözüm…
Benim için DopaLive’ı anlamlı kılan şey, yalnızca dijital bir ürün olması değil. Onu kıymetli yapan şey, koçluk, uzmanlık, topluluk ve dijital desteği aynı çatı altında düşünmeye çalışması. Çünkü artık çok net biliyoruz ki nöroçeşitlilik alanında destek yalnızca görüşme odasında kalmamalı. İnsanların asıl zorlandığı yer, çoğu zaman görüşme aralarında yaşadıkları. Bir DEHB’li için destek; masa başında yalnız kaldığı an, görev felci yaşadığı an, başlayamadığı, dağıldığı, yeniden toparlanamadığı an. İşte bu yüzden dijital destek dediğimiz şeyin de bu ihtiyaç alanına doğru yerden katkı sağlaması gerekiyor.
İz Koçluk olarak bizim DopaLive içindeki rolümüz de tam burada başlıyor. Biz DopaLive’ın koçluk sistemini birlikte kuruyoruz. Yıllardır bu alanda geliştirdiğimiz deneyimi, DEHB koçluğu yaklaşımını ve nöroçeşitli bireylerle çalışırken sahada gördüğümüz ihtiyaçları bu yapının içine taşıyoruz. ICF onaylı uzmanlarımızla, etik ve yapılandırılmış bir koçluk çerçevesi kurmak bizim için çok önemli. Çünkü bu alanda güven, metodoloji ve sınır bilgisi her şeydir.
Buradaki amaç, kişiye sadece hedef yazdırmak ya da “biraz daha düzenli ol” demek değil. Tam tersine, kişinin kendi işleyişini fark etmesine yardımcı olmak. Nerede tıkandığını, neden başladığı şeyi sürdüremediğini, zamanla neden zorlandığını, hangi koşullarda daha iyi ilerlediğini anlamasını sağlamak. Ardından da buna uygun, gerçek hayatın içinde çalışabilecek sistemleri kişiye özgü olarak kurmak.
Bu yaklaşım benim yıllardır savunduğum çizgiyle örtüştüğü gibi, dünyada DEHB koçluğu alanında çok kıymetli bir yeri olan Jodi Sleeper-Triplett’ın felsefesiyle de güçlü biçimde buluşuyor. Onun yaklaşımında da kişi eksik ya da bozuk biri olarak ele alınmaz. Esas mesele, farkındalığı artırmak, öz düzenleme becerilerini güçlendirmek ve bireyin kendi hayatı üzerindeki etkisini yeniden kurmasına eşlik etmektir. DopaLive içinde kurduğumuz koçluk hattında biz de bu anlayışı önemsiyoruz. Yani kişiyi kalıba sokmaya çalışan değil, kendi doğasına uygun şekilde güçlendiren, cesaretlendiren bir yapı.
Bu nedenle DopaLive’ı sadece bir platform olarak görmüyorum. Ben bunu, nöroçeşitlilik alanında yeni nesil bir destek modeli olarak görüyorum. İçinde koçluk var, dijital destek var, topluluk duygusu var ve en önemlisi kişinin kendini utanç duymadan anlayabilmesine alan açan bir yaklaşım var.
Alperen’in hikâyesi burada önemli çünkü DopaLive’ın çıkış noktası tam olarak orada yatıyor. Yüksek potansiyeline rağmen zorlanan, bunu yıllarca kendi içinde çözmeye çalışan, sonunda bunun sadece bireysel bir mesele olmadığını fark eden birinin arayışı. Bu arayış, doğru ekiplerle birleştiğinde ve sahadan gelen bilgiyle buluştuğunda anlamlı bir yapıya dönüşebiliyor. Benim bu yolculukta yer alma nedenim de bu. Çünkü burada yıllardır eksikliğini gördüğüm bir ihtiyacın bugünün araçlarıyla daha iyi karşılanma ihtimali var.
Bugün www.dopa.live erken erişimde. Bu aşamayı kıymetli buluyorum çünkü bazı yapılar en çok tam bu büyüme döneminde anlam kazanır. Eğer DEHB, yürütücü işlev zorlukları, erteleme, görev felci, odaklanma güçlüğü ya da nöroçeşitliliğe uygun koçluk ve dijital destek modelleri ilginizi çekiyorsa, www.dopa.live üzerinden erken erişim sürecine göz atabilirsiniz.
Yıllardır inandığım şey değişmedi. İnsanlar önce anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Doğru koçluk da, doğru sistem de tam burada başlar.
