SEN ELİNDEN GELENİ YAPTIN!

Gece yastığa başınızı koydunuz.  Şöyle huzurlu bir uyku uyumayalı kaç zaman oldu kim bilir. Çocuklar doğdu, diş çıkardılar, ateşlendiler, okula başladılar, arkadaşlarıyla kavga ettiler, aşık oldular… Onlar üzüldü, siz uyumadınız. Şimdi de bir sınav endişesi aldı sizi. Sınav yaklaştıkça yastığınız rahat vermez, yatağınız batar oldu. Ya kazanamazsa? İşin en kötüsü ne biliyor musunuz? Yan odada da çocuğunuz aynı sizin gibi mide ağrılarıyla yatağına giriyor her akşam. Başaramamak korkusu yanında bir de yüzünüzü kara çıkarmak, sizi hayal kırıklığına uğratmak endişesi taşıyarak üstelik. Kendi geleceğine mi endişelensin, sizin emeklerinizi boşa çıkarırsa diye mi endişelensin…
Uykusuz geceler, uykusuz geceleri izlemesin. İkiniz de yatağınızın o özlediğiniz yumuşaklığına ve rahatlığına kavuşun artık… Önce bu kaygınızın nedenini gerçekten anlamalısınız. Bunun iki sebebi var aslında.
İlki tamamıyla gerçek ve mantıklı. Kazanamazsa hayatı nasıl olacak? Tüm geleceği bu sınav sonucuna göre şekillenecek. Evet ama sınavı kazansın kazanmasın çocuğunuzun hayatına şekil verebilme yeteneği ve kapasitesi nedir?
İşte asıl kaygınızı yükselten şey, beklentilerinizi yüksek tutmanız. Yan odada yatan biricik çocuğunuz gerçekten ne yapabilir? Onu yeterince tanıyor musunuz? Sevdiği yemek, en yakın arkadaşı, giyim tarzından bahsetmiyorum. Çocuğunuz bu sınavda gerçekten sizin beklediğiniz düzeyde bir sonuç elde edebilir mi? Bir arkadaşım (şu an en sevdiği işi yapıyor) seneler önce daha dershaneleri bilmediğimiz dönemlerden bahsediyorum… Kolej sınavları için özel ders almış. Özel ders alan ilk kişilerden sanırım. Öğretmeni babasına sınavda başarılı olamayacağını, son tercih olarak düşük puanlı bir yer yazmalarını önermiş. Babası da öğretmeni dinleyerek en sona düşük puanlı bir okul yazmış. Arkadaşım o son tercihini ucundan kıl payı kazanmış. Kızının kapasitesini kabul eden bir baba, beklentisini ona göre düzenleyip, kızını ona göre yönlendirince hayal kırıklığı yaşanmamış. Yaşanabilir miydi? Elbette… Ama büyük bir hayal kırıklığı olmazdı. Atlatılması ve yola devam edilmesi daha kolay olurdu.
Kendi kaygınızla birlikte çocuğunuzun kaygısını azaltabilmek için ilk iş, beklentinizi DOĞRU belirlemeniz. Çocuğunuzun üstünden “anne-babasını hayal kırıklığına uğratma” kaygısını çekip alıverdiniz. Omuzlarından kalkan yükü hayal edebiliyorsunuzdur. Zamanında sınav ya da başka bir konuyla ilgili hepimiz yaşamadık mı benzer kaygıları?
Sınav kaygısı karşısında 2-0’lık durumunuzu 1-1 yapıverdiniz. Sıra geldi çocuğunuzun “başaramama” kaygısını yenmeye! Birlikte çalıştığım bir öğrenci ile, henüz sınava bile girmeden önce, vizyon çalışması yapıyorduk. Ondan gözlerini kapatmasını ve kendisini bilgisayardan sınav sonucuna baktığı anda  vizyonlamasını istedim. O kadar kaygılıydı ki,  eli hayali mouse’a gidip gidip geliyor, bir türlü sonucu görmek için tıklayamıyordu. Ne zaman ki kendisini sonucun beklentisinin altında olmasının da dünyanın sonu olmadığı konusunda rahatlatabildi, işte o zaman gönül rahatlığıyla o sonucu öğreneceği tuşa basabildi. Üstelik en sonunda tam da ekranda gördüğü puna ayakın bir puan alıp, kendini hayal ettiği okulu kazandı!
Unutmayın “kaygı” zihnin çalışmasını frenler. Öğrendiklerinizi hatırlamak zorlaşır. Dikkatinizi toplayamazsınız. Okuduğunuzu anlayamazsınız. Bu maçı kazanmak için bunların olmasını istemiyoruz değil mi? Onun için okunmuş şekerler, çikolatalar vermiyor muyuz çocuklarımıza sınav sabahı? İşte o, son gün sabahtan verdiğimiz şekerlerle olmuyor maalesef.
Başaramama kaygısını en çok körükleyen şeyler “yapamayacağına inanmak” ve “çalışmamak” sanki. Ne diyorsunuz? Zaten yapabileceğine inanmayan bir çocuğunuz varsa (belki de bu nedenle çalışmayı çoktan bıraktı; nasılsa yapamayacak…) ya da zehir gibi bir çocuk ama çalışmadı ve yumurta kapıya dayandı dayanacak…

“Kazanamazsan senin için harcadığımız emekler boşa gider”
“Kazanamazsan elaleme ne deriz?”
“Bu tek şansın. Kazanmazsan geleceğin mahvolur.”

Kaygı virüs gibidir. Aileden birine geçti mi diğerlerine bulaşır. Gel de motive ol. Gel de çalış bakalım… “Çalışmayayım da bari çalışmadım-kazanmadım derim” diye düşünür işin içinden çıkarım ben olsam… Ya da gecemi gündüzüme katar, kendimi hiçe sayar, sandalyeme yapışır aralıksız çalışırdım. Ne de olsa işin sonunda anne-babamın eşe-dosta rezil olması var. Her iki durumda da baş etmesi zor olan ruh hallerini yapıştırdık mı çocuklarımızın bedenlerine… Durun n’olur! Bu sınavı maalesef herkes geçemeyecek. Kazanamayanlar arasında çocuğunuz da olabilir. Sonra ne olacak? Düştüğü yerden nasıl kalkacak? Geleceğini mahvetmedi mi daha biraz önce sınavda soruları yapamayarak?
Gelin bunu çocuğunuza yapmayın… bunu çocuklarımıza yapmayalım…

“Elinden gelen çabayı göster, olmazsa da canın sağ olsun…”

Siz değil miydiniz dün “bunca senedir bu şirkette çalışıyorum, yaptığım her şeyi hep doğru yaptım ama bu projede yapamadığım bir şeye takıldı müdürüm” diye söylenen? Çocuğunuz da her şeyi doğru yapmıyor muydu bugüne kadar? Ona “yapamama” hakkı tanıyın. Bu hakkı olduğunu bilsin yeter. Böylece “sınav zor olacak”, “kazanamazsam hayatım mahvolacak”, “sınavda heyecanlanıp hiçbir şey yapamayacağım” düşünceleri teker teker silinip gidecek. Çünkü ne olursa olsun sizin onun yanında olduğunuzu bilecek.
Sınava sayılı günler kaldı. Şimdiye kadar yapamadıysanız hala geç değil. Onu rahatlatabilirsiniz. Zira onun sadece sizin desteğinize, inancınıza, açık bir zihne ve olumlu düşünmeye ihtiyacı var. Sınavı kazanmasa da bunlarla ayakta kalabilir. Şu son günler de neler mi yapabilirsiniz?

  • İşten güçten mümkün olduğunca sıyrılıp ona vakit ayırın ve birlikte zevk aldığı şeyler yapın.
  • Kaygıları hakkında konuşmayı ihmal etmeyin.
  • Sakin ve huzurlu bir ortam tüm zorluklar için inanılmaz bir zırh değil mi sizce de? Sınava geri sayım başlamışken evdeki huzurdan daha değerli bir şey olamaz.
  • Olumlu düşünün. Neyse ki olumlu düşünce de bulaşıcıdır.
  • Sınav odaklı olmayın; o da olmasın. Nefes almasına izin verin (buraya bir tık lütfen)
  • Rahatlama teknikleri öğrenin; çocuğunuza da öğretin.
  • Düzenli uyumasına yardımcı olun. Zaten yukarıdakiler gerçekleşirse uyku kendiliğinden düzene girecektir.
  • Herkes sorumluluğunu bilsin: sınav çocuğunuzun sorumluluğu, ona destek olmak sizin
  • Ona bol bol hatırlatın: “Sınav sadece akademik bilgisini ölçüyor; kişiliğini değil. Kazansın ya da kazanmasın o sizin en değerli varlığınız.” Hatta bunu kendinize de bol bol hatırlatın.
  • Onu bol bol kucaklayın. Sevginiz onun için en önemlisi.

Onda bıraktığınız tek iz sevginiz olsun; “sizi rezil etme, emeklerinizi boşa çıkarma” kaygısı değil.