İHMAL EDİLEN GELECEK

24 Eylül 2009.
2009-2010 eğitim-öğretim yılının ikinci günü. Bir okulun Cuma günü İstiklal Marşı töreninde bir okul müdürünün konuşmasını aktarmak istiyorum sizlere.
Öğrenciler tören alanında toplanmış. İlköğretim öğrencileri oldukları, okulun da ilk günleri olduğu için uzun bir tatil sonrası arkadaşlarını, öğretmenleri görmedikleri için hepsi son derece heyecanlı, herkes etrafına bakıyor, arkadaşlarını arıyor ve neler olacak, diye merakla bekliyorlar. Bu arada tören alanına gelip mikrofonu eline alan müdürünün konuşması şöyle başlıyor:
“Konuşmayın! Kıpırdamayın! Bakın sizlere kaç kez söyledik temizliğe dikkat edin diye. Ama yapmıyorsunuz. Okulda öle renkli allı pullu spor ayakkabısı giymeyeceksiniz.Spor ayakkabısı giyecekseniz, bu siyah olacak anladınız mı? Okul kıyafetinin tişörtü dışında başka bir şey giymeyeceksiniz. Erkek öğrenciler gömlek giyiyorsa kravat takacak. Haaaaaa öle gevşek gevşek değil doğru düzgün olacak. Uzun saçlı kız öğrenciler saçlarınızı ö-re-cek-si-niz. Okula girerken saçlar örülüp okulun bir köşesinde saçlar açılmayacak, açık saçlar, öğretmen gördüğünde, cepten tokalar çıkarılıp örülüyormuş gibi yapılmayacak. Uzatmak istiyorsanız saçlarınızı temiz bakmak koşulu ile isterseniz 2 metre uzatın ama temiz bakmak zorundasınız. Erkek öğrenciler! Hafta sonu berbere gideceksiniz ve o uzun saçlar ke-si-le-cek. Tören bittiğinde 1 ve 2 sınıf öğrencileri dışındakiler yerinden kıpırdamayacak, bekleyecek. Anlaşıldı mı? Eğer bu okula gelecekseniz bunları yapacaksınız. Bu kurallar her biriniz için geçerli kimse ayrıcalıklı değil.
Hadi bakalım, şimdi sizden Türkiye’nin düşmanlarını çatlatacak şekilde bir milli marş söylemenizi istiyorum. Tamam mı?” (Öğrenciler sessiz bir şekilde “tamam” diyor ) “Duydunuz mu?” Öğrenciler “evet” diyor ve müdür bir kez daha “duydunuz mu?” diye tekrar edip öğrencilerin seslerinin yükselmesini ve “evet” diye cevap vermelerini sağlıyor. Sonuçta olan da şu: bir kasetçalardan, okulun hoparlörlerinden İstiklal Marşı yükseliyor; öğrencilerin sesini duymaksa imkânsız.
Bunları neden yazdım? Okulların açıldığı şu günlerde eğitim, eğitim diye her yerde konuşuluyor.Eğitim deyince acaba ne demek istiyoruz. Okulların daha ilk günlerinde öğrenciler hep ne yapacaklarını ve ne yapmayacaklarını söyleyen bir öğretmenle karşılaşırsa düşünün bütün bir yıl ne yaparlar. Sürekli karşınızda size ne yapmayacağınızı ve ne yapacağınızı söyleyen birinin varlığını düşünün, hayatınızı nasıl yaşarsınız? Ya da sizin bir hayatınız olur mu? Sizin varlığınızın yok sayıldığı bir yerde, sizin düşüncelerinizin önemli olmadığı bir yerde, kimi eğitmeye çalışıyoruz ya da neyi öğretmeye çalışıyoruz?
Çocuklarımız günün en çok zamanını okulda geçirdiğine göre, okulda karşılaşacakları davranış ya da iletişim biçimi bu şekilde mi olmalıdır?
Eğitimdeki en büyük sorun bina, eğitim malzemesi, derslik, kitap ya da parasal kaynakların sınırlı olması değildir. Eğitimdeki en büyük sorun öğretmenlerin üniversitelerinden mezun olduktan sonra yeterince eğitilmemiş olması, kendilerini geliştirmek için kendilerine fırsat yaratmamış olmaları ya da onlar için fırsatların yaratılmamış olmasıdır. Öğretmenler öğretmeye başladıkları anda kendi başlarına kalıyorlar. Nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusunda yollarını kendi başların bulmaya çalışıyorlar. Bu yüzden, işte çocuklarımızı teslim ettiğimiz öğretmenlerimizin, öğretmeye başladıkları dönemden itibaren daha çok eğitime ihtiyaçları var. İletişim becerilerini geliştirmeyen ya da kullanmayan bir öğretmen öğrencileri ile iletişim kuramaz, kurduğu iletişim ancak yukarıdaki gibi sadece ve sadece olumsuzluklar üzerine yoğunlaşır. Ve öğrenciyi okuldan, öğretmenden, eğitimden, öğretimden uzaklaştırır. Başka bir deyişle, geleceklerini hazırlamaktan uzaklaştırır.
Düşünün, eğer bu okul müdürümüz ilk günlerdeki konuşmasında öğrencilerin bu iki günde neleri iyi yaptığına odaklansaydı, daha yılın başlangıcında öğrencileri ile yaptığı konuşmada öğrencilerin okul kurallarından hangilerine uyduğunu anlatsaydı, diğer kurallara da bunlara gösterdikleri özeni göstermelerini isteseydi, neler olurdu acaba?O törenden ayrılan öğrenciler ne hissederdi dersiniz?
Kendini ve yaptıklarını sorgulamayan öğretmen, soran, sorgulayan bir gelecek nesil yetiştiremez; öğrenmeyen öğretmen, öğrenmeye meraklı bir geleceği biçimlendiremez. Mutlu olamayan bir öğretmen, mutlu gelecekler oluşturmada etkili olamaz. Önce öğretmenlere yatırım yapıp daha çok onların gelişmesine destek olmak gerektiğini düşünüyorum. Böylece onlar da çocuklarımıza destek olacaklardır. Böylece geleceğin oluşturulmasında herkesten daha etkili olacaklardır.
Öğretmenleri ihmal etmek geleceği ihmal etmekle sonuçlanır; unutmayalım.

Elgiz Henden